Bir daha deneme
Bir şey anlatacaktım sana. hiç dönmedin bana. sana değil kendime anlatacaktım oysa. dişlerimi sıkmadan anlatacaktım bu defa. gözlerimi kısmadan. boynumu bükmeden anlatacaktım. bir şey anlatacağım sana tek bir şey. ama anlatmak derdine düştüğünde anlatamıyor insan. bir meleği uğurlamaya geldim kutsal topraklara. bütün günahlarından arınmış kanı çekilmiş. hep bir melek olarak vardı. ve uçup gitmek üzere. kozadan çıkıyor yavaş yavaş. kanatları güçlenince uçacak sonra. arkasında toprağı yeşertecek yağmurlarla. gittiğinde anlatacak çok şeyim olacak, sana değil kendime. kendimi görüyorum. düş kırıklıklarımı. sıkıca tutuyorum ellerini hiç gitme diye. gidersen kış olur üşürüm diye sarılıyorum acemi. seviyorum acemi. terliyor ellerimiz bıraksam mı. ekmeğe ve zeytine sarılıyorum sahur vakti. açlığa alışkın olsamda, oruç korkutuyor, belli bir saate kadar aç olmanın taahütü. ekmeği sarıyorum peynire. çay içiyorum yanında. ezan vakti suya dadanıyorum. havalar sıcak susuzluğa dayanamam. bir kaç cümle düzüyorum sen rahat uyu diye. sonra sarılıyorum battaniyeye. serin olur damda hava. sonra sivrisinekler can yakar. sadece bu kadar da değil, güneşten de korur battaniye terleyesiye kadar. sonra kaçarım ve klima. sen hep aynı odadasın değişmiyor yerin biliyorum. nereye gitsem seni de götürüyorum. sahi ne anlatacaktım. kime anlatıyordum bunca şeyi. sana mı. kendime mi. sen yoksun biz varız yazıyor duvarda. sokaklar bizim diyor kara-kuru. bu dünya bizim diyor elinde taşla. hiç biri değil. ben ne anlatıyordum sahi. diş kırıklarını mı saç kırıklarını mı. saçlarımı da kestirdim. kurtuldum onlardan da. yük olmuştu artık. ama hala süpermenim birçok hafızada. süpürmenim betmenim badmen’im. in bed men’im. uyuyamıyorum. uyanıp bir sigara yakayım dersem akşamdan bitirmiş oluyorum paketi. en iyisi biraz daha uyumak. uyanınca ne olacak ki. tekrar uyumak. uyuyunca ne olacak ki. tekrar uyanmak. rüyalarımı hatırlamıyorum hala. rüya görmüyorum demiyorum bak hatırlamıyorum. düşlerimi sıkıyorum, sıkıca sarılıyorum. uyanınca taş kesilmiş. uyutmamış civardakileri horlamaktan. kaşlar çatılmış. dünya bütün boktanlığıyla duruyor hala altımda. zıplasam sarsılırmı, deprem olur mu. bir karınca bile değilim oysa. toplasam milyonları olur mu, çini toplasam. çini de kalmadı ki. hepsi endüstriyel atık. gücü toplasam düzeltebilirmiyim. güçlensem olur mu. gücüne gider mi birilerinin. alayına gider mi. gider mi gitmez mi. giderler de tıkanmış elimi soksam pisliğin içine açılır mı. temizlenir mi. kokarmıyım yoksa sadece. elimi taşın altına koysam. kolumu kaptırımıyım. kolum kırılsa yen içinde kalır mı. hem yen ne. yenir mi içilir mi. yemek te içmek te yasak. biraz daha yazsam ne olur. hem ne çıkar biraz daha dursam. biraz daha. biraz daha. bir daha denemeliyim. o yolu bir daha gitmeliyim. bir daha bir daha. iki olur. iki olmaz iki tane bir olur. birlik olur. birlikten kuvvet doğar. dirlik olur. dirlikten ne doğar bilmiyorum. hiç bi bok olmaz saçmalamaktan. belki daha saçma olur. belki sıçma der biri yeter. ama ne olur ki biraz daha dursam. güzel değilmiydi yaşamak. biri bişey demişti
“Bir bulut, bir rüya, bir sabun köpüğü gibi; kayan bir yıldız, bir gece lambası, bir çiy damlası, çakan bir şimşek gibi – böylece görün işte her ne varsa bu dünyada.”
Elmas Sutra
herşey çok alakasız sanki ama olsun bu da böyle olsun buda demişken
Bir keşiş Man Gong Usta’ya “Buda’nın öğretisi nerede?” diye sormuş.
Man Gong “Tam karşında,” diye cevap vermiş.
Keşiş, “Ben öyle bir şey göremiyorum,” deyince Usta, “Ben dersen göremezsin tabii,” demiş.
Bu sefer keşiş, “Peki sen görüyor musun Usta?” diye soracak olmuş.
Man Gong şöyle cevap vermiş, “Ben deyince görmek zordur ya Sen deyince daha da zor olur.”
alıntılar http://www.gecitsizgecit.com/ dan
bu bir domates
bu bir domates
Yükleyen way-c.
video deneme
yanıyorum
Yükleyen way-c
izafiyet
“Özel Görelilik Kuramı ya da İzafiyet teorisi, Albert Einstein tarafından 1905′te Annalen der Physik dergisinde, “Hareketli cisimlerin elektrodinamiği üzerine” adlı 2. makalesinde açıklanan ve ardından 5. makalesi “Bir cismin atıllığı enerji içeriği ile bağlantılı olabilir mi?” başlıklı makaleyle pekiştirilen fizik kuramıdır.
Göreliliğin Özel Teoremi 1905 yılında Albert Einstein tarafından “Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği Üzerine” isimli yayınında ortaya atılmıştır. Teoreme göre, bütün varlıklar ve varlığın fizikî olayları izâfidir. Zaman, mekân, hareket, birbirlerinden bağımsız değildirler. Aksine bunların hepsi birbirine bağlı izafî olaylardır. Cisim zamanla, zaman cisimle, mekân hareketle, hareket mekânla ve dolayısıyla hepsi birbiriyle bağımlıdır. Bunlardan hiçbiri müstakil değildir, Kendisi bu konuda şöyle demektedir:
| « Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerine bir önceliği yoktur. Galileo‘nin Görelilik Prensibi, zamanla değişmeyen hareketin göreceli olduğunu; mutlak ve tam olarak tanımlanmış bir hareketsiz hâlinin olamayacağını önermekteydi. Galileo’nin ortaya attığı fikre göre; dış gözlemci tarafından hareket ettiği söylenen bir gemi üzerindeki bir kimse geminin hareketsiz olduğunu söyleyebilir. » | |
Einstein’ın teorisi, Galileo’nin Görelilik Prensibi ile doğrusal ve değişmeyen hareketinin durumu ne olursa olsun tüm gözlemcilerin ışığın hızını her zaman aynı büyüklükte ölçeceği önermesini birleştirir.
Bu teorem sezgisel olarak algılanamayacak, ancak deneysel olarak kanıtlanmış birçok ilginç sonuca varmamızı sağlar. Özel görelilik teoremi, uzaklığın ve zamanın gözlemciye bağlı olarak değişebileceğini ifade ederek Newton‘ın mutlak uzay zaman kavramını anlamsızlaştırır. Uzay ve zaman gözlemciye bağlı olarak farklı algılanabilir. Bu teorem, madde ile enerjinin ünlü E=mc² formülü ile birbirine bağlı olduğunu da gösterir (c ışık hızıdır). Özel görelilik teoremi, tüm hızların ışık hızına oranla çok küçük olduğu uygulama alanlarında Newton mekaniği ile aynı sonuçları verir.
Özel Görelilik, günlük yaşamımızda mutlak olarak algıladığımız, zaman gibi kavramların göreli olduğunu söylemesinin yanı sıra, sezgisel olarak göreceli olduğunu düşündüğümüz kavramların ise mutlak olduğunu ifade eder. Birbirlerine göre hareketi nasıl olursa olsun tüm gözlemciler için ışığın hızının aynı olduğunu söyler. Özel Görelilik, c katsayısının sadece belli bir doğa olayının -ışık- hızı olmasının çok ötesinde, uzay ile zamanın birbiriyle ilişkisinin temel özelliği olduğunu ortaya çıkarmıştır. Özel Görelilik ayrıca hiçbir maddenin ışığın hızına ulaşacak şekilde hızlandırılamayacağını söyler.” (Vikipedi)
izafiyet teorisinin normal yaşamda hissedilebilmesi özel durumlara bağlıdır. bu özel durumlarda zamanın ne kadar hızlı yada yavaş geçtiğini mesafenin ne kadar uzun yada kısa olduğunu görememek mümkündür
çünkü o sırada gözlemci zamanı ölçer mesafeyi ölçer ama yere basmaz. ışık hızında ilerler. gözlemcinin enerjisinin değişmediğini varsayarsak, ışık hızına yaklaştıkça kütlesinin azaldığını ve aslında bunların hepsini hayal ettiğini anlamak zor olmayacaktır. o olanlar hiçbir zaman olmamıştır belkide.
godot’yu beklerken zaman geçmez. yada yanıbaşındayken bile çok uzak gelebilir, korkunç bir uçurum olabilir arada. anlam ararken olana, ışık hızına ulaşabilirsin mesela. o zaman anlamsızlaşan sen olursun bir anda. enerjin değişmeyecek bu denklemde ya sen anlamsızlaşacaksın yada gördüğün ve zaman.
Herşey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,
sevdiğin kadar sevilirsin…
Can YÜCEL
Mum alevi ile oynayan kedinin öyküsü
Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında.
O evde bir kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.
Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.
Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan analmayacaktı…
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.
Kedi oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.
Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.
Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.
Bir mumun yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.
Mum yandı bitti
Kedi büyüdü gitti.
oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.
O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.
Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri…
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.
ÖZDEMİR ASAF
Biraz Değiştim
Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
…
Değiştim…
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil…
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın,
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim…
Sorun değil…
Elbet Alışırım…
Biraz alıştım.
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Alıştım!
Varlığını istemediğim tüm eksik yanları
Ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim
iki arada bir derede duyguya alışıyorum…
Bir yanım bırak diyor bir yanıma
Kesin değil! Henüz tanıştık…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda
Ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
Bir yanım memnun oldum diyor,
bir yanım tanıyamadım daha
Samimi değil…
Bir hayli kırıldım…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime
Gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım…
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım!..
Maziye hiç değil, âna kırgınım
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına
Dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara
Beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa…
İyi değilim.
Galiba yoruldum…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!..
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
Ki Seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..
Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı
Sana bakan yanımsa toprakla aynı
Hıh! Ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!
Gözlerim yorgun…
Dudaklarım, dudaklarım hissiz…
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır…
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz
Söyleyemediklerini söylesende şimdi
Sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır!
İsteyerek değil…
Çok çalıştım
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Daha öncede gitmiştim…
Çok çalıştım…
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine
Ve bende bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için
Çok çalıştım…
Daha öncede gitmiştim…
Kendi isteğimle…
Anladım ki daha önce sevmemiştim!
Çok çalıştım inan
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye
Her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya
Ve alışmaya kendime…
Bu göz gözü görmez dumanlı halime
Çok alışmaya çalıştım hem de…
Tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da
Birini yaşattım! Yaşatıyorum da hala
Ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da
Yorulmak, dinlenmekten geçmiyor
An be an çöküyor, insanın içindeki güç
Işığı sönüyor…
Beyaza dönüyor rengi git gide
Hissizleşiyor…
Ne yormak istedim Seni,
Nede yormak kendimi
Çok çalıştım
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı, ikiside rezil
Daha öncede gitmiştim
Ama böyle kalarak değil
Böyle kalarak değil
Can YÜCEL
Haliç Tersanesi’nde “Anarşist Akşam Eğlencesi – DAAU”
30 Haziran 2010 tarihinde Haliç Tersanesi’nde İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilecek bu özel konser, geçtiğimiz yıllarda Montreaux Caz, Fusion, Roskilde, Sziget gibi Avrupa’nın önemli festivallerine davet edilen Belçikalı grup DAAU’nun İstanbul’daki ilk performansı olacak.
Seçilen alanlara geçici müdahalelerde bulunma imkanı tanıyan 2010 Avrupa Kültür Başkentleri ortak projesi Geçici Kentler (Temporary Cities) ile iş birliğiyle ve İDO’nun katkılarıyla istanbul 2010 Avrupa Kütür Başkenti Ajansı Müzik Yönetmenliği tarafından düzenlenecek konserde tersane havuzlarından birine yüzer bir sahne yerleştirilecek. (Konser 19.30’da başlayacaktır. Ücretsizdir.)
DAAU
Die Anarchistische Abendunterhaltung (Anarşist Akşam Eğlencesi) adını, Herman Hesse’nin Bozkırkurdu (1927) romanından çıkaran grup, 1992 yılında konservatuarda öğrenci oldukları sırada Roel Van Camp, Han Stubbe, Simon Lenski, ve Buni Lenski tarafından kuruldu.
Enstrümanları üzerindeki hakimiyetlerini, kalıplaşmış müzik tarzlarının ötesine geçen bir tutku ve yaratıcılıkla birleştiren DAAU, kısa sürede, sahne performanslarıyla ve katkıda bulundukları projelerle, dEUS, Moondog Jr., Kiss My Jazz gibi önemli isimlere ev sahipliği yaparak doksanlı yıllarda uluslararası üne kavuşan Antwerp’in en sıra dışı gruplarından biri olarak dikkatleri üzerine çekti.
Yayınlandığı zaman dEUS’u popüler müzik listelerinin tepesine taşıyan SudS & SOdA’ya getirdikleri yorum, grubun Belçika dışında da ünlenmeye başlamasını sağladı. (dEUS üyeleri de yorumu oldukça beğenmiş olacaklar ki, single’ın sadece Amerika’da yayınlanan yeni baskısında şarkının DAAU yorumu da yer alır.)
Yıllar içinde klasik müzik eğitimleriyle birleştirdikleri rock tavrı ile alışageldiğimiz kalıpları fazla dikkate almadan caz’dan dub’a, folk’tan trance’a uzanan bir alanda türler ve disiplinler arasında zorlamadan uzak bir doğallıkta ve rahatlıkta hareket eden grup, Nisan 2010 tarihli son albümleri “The Shepherd’s Dream”de yeniden kabuk değiştirerek popüler müzik dünyasında görmeyi özlediğimiz özgünlükteki kayıt ve canlı performanslarına Han Stubbe (klarinet), Roel Van Camp (akordeon), Hannes d’Hoine (kontrbas) ve Simon Lenski (çello) ile devam ediyor.


